Page 13 - Mecmua-i Tarih
P. 13

gidiyorlardı;  sessizce,  kimsesizce.  Lâkin  tek  bir  farkları  vardı  Boşnakların  sonbahar  yapraklarından;  onlar
            sonbaharda  değil  ilkbaharda,  daha  tomurcuklanırken  çiçekleri,  mis  gibi  kokular  saçmaya  ramak  kala
            buluşmuşlardı  toprak  anayla.  Dallarından  zorla  kopartıla  kopartıla  gerçekleşmişti  zamansız  bir  buluşma…
            Meydanda  bekliyorlardı  Mladic’i.  Az  sonra  gelecekti.  Gelecekti  ve  tüm  insanlığıyla,  yardımseverliğiyle,
            dostluğuyla,  sevecenliğiyle  ‘’Panik  yapmayın.  Önce  kadınların  ve  çocukların  gitmesine  müsaade  edin.
            Çocuklarınızı kaybetmeyin. Korkmayın size hiçbir şey olmayacak. Size yardım etmek istiyorum. Sivil halktan
            bizimle  tam  bir  dayanışma  istiyorum.  Çünkü  sizin  ordunuz  yenildi.  İnsanlarınız  ölmek  zorunda  değil.
            Kocalarınız, erkek kardeşleriniz ve komşularınız ölmesin. Şimdi ne istediğinize karar verin. Daha önce size
            söylediğim gibi hayatta kalabilir ya da yok olabilirsiniz. Direnmeyin, bize güvenin. Tanrı size yardım edemez
            ama  Mladic  edebilir.’’  derken  Boşnak  çocuklarına  çikolata  dağıtacaktı.  Ne  içindi  bunca  söz?  Ne  güzel  de
            oynuyordu yardımsever komutan rolünü. Çalışıp gelmişti belli. Az sonra onları sıraya dizecek olan kendisi
            değilmiş  gibi.  Ne  kadar  da  barışçıl  cümleler  kuruyordu  öyle!  Ne  için  dağıtıyordu  çikolataları?  Çocukların
            gönlünü hoş göndermek için mi cennete? Ah, enerjiye ihtiyaçları olacaktı elbet! Daha fazla kan pompalaması
            gerekecekti minik kalplerinin; az sonra oyun oynamaya dışarı çıktıklarında babalarından birkaç saatçik daha
            fazla izin koparabilmeleri için. Daha fazla kan pompalaması gerekecekti minik kalplerinin, hoplayıp zıplarken
            Srebrenitsa  sokaklarında.  Daha  fazla  kan  pompalaması  gerekecekti  minik  kalplerinin,  içler  ısıtan
            kahkahalarını  atabilmeleri  için.  Ve  daha  fazla  kan  pompalaması  gerekecekti  minik  kalplerinin,  küçük
            vücutlarında büyük kurşun yaraları açılırken. Daha fazla kan pompalaması gerekecekti minik kalplerinin, son
            bir  kez  ‘’Anneciğim!’’  diye  fısıldayabilmesi  için  dudaklarının..  Daha  fazla  kan  pompalaması  gerekecekti
            minik kalplerinin; toprak, bir kağıttı ve boyayacaklardı onu hep birlikte KAN KIRMIZISINA. Birazcık daha

















            fazla kan pompalayabilmeleri gerekecekti bunun için, “Mladic amca bir tane daha çikolata alabilir miyim?”

                                             Bu  gösterişli  tören  bittikten  sonra
                                             hiç  kimsenin  olmadığı  bir  yerde
                                             Mladic   bütün    mutluluğu   ve
                                             heyecanıyla   Sırp   kameralarının
                                             karşısına  geçecek  ve  duygularını
                                             dillendirecekti.  “İşte  şimdi  11
                                             Temmuz         1995’te      Sırp
                                             Srebrenitsa’sındayız.  Büyük  Sırp
                                             kutsal  gününden  hemen  önce  bu
                                            şehri   Sırp   milletine   armağan
            ediyoruz. Müslümanlardan intikam almanın zamanı geldi. Türklere karşı yükselişimizi hatırlayarak…”

            Onları  götürecek  otobüsler  gelmişti.  Yakıtları  da  Hollandalı  kardeşlerindendi.  Mladic  onlara,  Kladanj’a
            Aliya’nın  yanına  götürüleceklerini  ve  onlara  kesinlikle  hiçbir  şey  olmayacağını,  zarar  görmeyeceklerini,
            söylemişti.  İnsanlar  bu  sözün  güvencesiyle  30  otobüsü  doldururken  Mladic  ve  Karremans  ‘’Uzun  bir
            hayata…’’ dileklerinin eşliğinde kadeh kaldıracak, caniliklerini bir kez daha kanıtlayacaklardı. O gün binlerce
            Boşnak ortadan kaybolmuştu. Onları bebek, çocuk, genç, yaşlı, anne, baba demeden katlediyorlardı. Erkekleri
            ve kadınları ayırmışlardı. Erkekleri elleri arkadan bağlı bir şekilde kamyonlarla bir ormana getirip itip kakarak
            indiriyorlar  ve  son  dualarını  etmeleri  gerektiğini,  onların  bunları  çoktan  hak  ettiğini  söyleyip  bu  durumda
            oluşlarından  zevk  alarak  acımasızca  onları  katlediyor,  öldürdüklerinin  cesetlerini  bir  diğer  kurbana
            taşıttırıyorlardı.  Belki  de  o  güne  kadar  canciğer  dost  olduğu,  komşuluk  yaptığı,  yedikleri  içtikleri  ayrı
            gitmeyen kişilere… Ardından hiçbiri kesinlikle bulunamasın diye derin mi derin toplu mezarlar kazıyor ve bu
   8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18